1 Ocak 2016 Cuma

UMUDUM KADINLARDA


Aynı evde “kızlı erkekli” oturup kalkmanın “ayıp, yasak” kapsamına alınmadığı günlerde kalabalık bir sofrada eski yılı uğurluyorduk. Çoğunluk karamsardı; “Gitti Gülsüm, geldi Gülsüm; felek ettiğini bulsun” diyen erkeğe kadın arkadaş “Ayrımcılık yapıyorsun” diye tepki verince ev sahibi, “Gitti Dursun, geldi Dursun; felek ettiğini bulsun” diyerek eşitliği sağlamaya çalıştı; çabası işe yaramadı. Havadan sudan yürüyen sohbet, kadınların örtünme özgürlüğüne dayandı. Gülsümler, Ayşeler çıplak değildi; cinsel ve dinsel bakışlı kimi Dursunlar, Ahmetler karısının, kızının giyimine karışabiliyor; çoğu kadın da bunu hoş görüyordu. 
 Ülkenin hiç sorunu yokmuş gibi türban siyasetin ve kendini “aydın” diye tanımlayanların gündemine oturmuştu. TV’lerde, gazetelerde, sokakta ve arkadaş evindeki iki arkadaş gibi özellikle başı açıklar, yalnızca saçı kapatan ve örtünme denilerek amacı değiştirilen türbanı “özgürlük” simgesi diye savunuyorlardı. Kadınların eğitimsiz işsiz bırakılışı, sigortasız çalıştırılması, şiddet görmesi, öldürülmesi yaşamsal değerde görülmüyordu. Derken Gülsümlerle Dursunlar aynı salonların ayrı bölümlerden bir partinin bayrağını sallarken aralarına yasal kılıflı uçurumlar girdi. Kimi kadınlar neyi, niçin savunduklarını anladıklarında meclis, kamu kurumları, anaokulundaki minicik kız çocukları bile türbanlanmıştı. Annelerimizin başörtüsüyle türbanı eşanlamlı sayan kadınlar, fildişi kulelerinin birkaç metre ötesini göremediler; iktidar büyüğünün “Velev ki simge…” sözünü doğru okumuş gibi yaptılar. Perde arkasında kurgulanan oyunlara çıkar için kafa sallamak; düşüncelerinden, ilkelerinden dönmek; döneklik, kimi aydınların eski hastalığıdır; daha çok erkeklerde görüldüğü kanısı yaygındı; değilmiş. Meğer kimi kadınlar dönmeye hazır bekliyormuş. 
 2015 bitti; dileriz, “Gitti Gülsüm (ya da Dursun), geldi Gülsüm (ya da Dursun) felek ettiğini bulsun” demeyiz. Toplumun geleceğini güvence altına alacak laik eğitim başta olmak üzere yargının, basının, pek çok alanın, tüm hak ve özgürlüklerin baskılandığı bir sürece saplanmış durumdayız. Bir yanımız, çevremiz yangın yeri gibi… AKP iktidar olduğunda 14 yaşındakiler 30’a merdiven dayadı, o zaman doğanlar 14-15 yaşında… İki kuşak şimdiden savrulma içindeyken cumhuriyetin kazanımlarını silerek tutuculuğu gericiliğe taşıyanlar türbanla yetinmiyor. Meclisteki türbanlı türbansız vekillerle iktidar yanlısı kadınların çoğu erkek ağzıyla konuşuyor; kendilerini kürsülere taşıyan yolu kimin açtığını göz ardı ediyorlar; 4+4+4’lük eğitim dayatmasının, kendi kızlarının düşlerini yok ettiğini bile algılayamıyorlar. Konuşmalarından yakın tarihi bilmedikleri, ezberletilen masallara tutundukları anlaşılıyor; biri cumhuriyet dönemine “reklam arası” diyebildi; bir başkası Atatürk’e takıntılı; cumhuriyet öncesinde “kul” bile sayılmayan, soyadı, nikâhı, miras ve seçme-seçilme hakkı olmayan ninelerimizin mutsuz umutsuz karanlığına doğru yürüyorlar. Beş altı yıl önce “Yetmez; ama evet!” diyerek iktidara omuz veren gazeteci, bilimci, edebiyatçı, müzisyen, oyuncu kadınların (ve erkeklerin) çoğuna gazete ve TV’ler başta olmak üzere birçok kapı kapatıldı. Sanal ortamda pişmanlık yazılarıyla birlikte dönüp duran kadınları izliyoruz. Özgürlük kuşunun uçmasına çanak tutmamışlar gibi özgürlükten dem vuruyorlar. 
 Bir filmde köyün kadınları, koca baskısından kurtulmak için çocuğa bakmamış, aş pişirmemiş, yatağa girmemişti. Erkekleri önce güldüren sonra hizaya getiren bu eylem, kadın dayanışmasını güçlendirmişti. Bu film kurguydu, güldürmüştü; ama gerçek yaşam böyle değil, her gün ölüm haberi var; silah var, baskı var, zindan var; en çok kadınlar ağlıyor. 
 Umudum kadınlarda; yurttaşlık bilincini ancak kadınlar diriltebilir! Makam, çıkar için gözü hiçbir şeyi görmeyenleri, din ve ırk farkını siyasaya araç yapanları ancak kadınlar durdurabilir; gerçek demokrasiyi de ancak kadınlar doğurabilir; umudum kadınlarda!

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder