28 Temmuz 2015 Salı

ÖFKEYE YENİLMEMELİYİZ!

Çevremdeki dostlar da benim gibi öfkeli, “sosyal medya”da da öfke bulutları karararak gitgide yoğunlaşıyor. Ne ben ne dostlarım ne de sesini “sosyal medya”dan duyurmaya çalışanlar; hiçbirimiz haksız değiliz. “Haklılık-haksızlık” deyince insanın usuna doğallıkla ülkede hak aramanın olanaklı olup olmadığını düşünüyoruz. Şimdilerde yok… Benim gibi işi gücü dil ve yazın olanlar hem mutsuz hem de öfkesine yenilmeden yaşanan olumsuzluklara çözüm arayanlar için beyazcamlar kapalı… Sanki özü sözü doğru, yalandan dolandan uzak olduğunu bildiğimiz aydınlar bu ülkede yokmuş gibi ortalıkla bir aydınımsı takımı dolaşıyor. “Takım” yerine başka sözcük de kullanabilirdim; ama öfkeme yenilmeyeceğim. Yurda, yurttaşa bunca haksızlığın, ihanetin yaşandığı bir dönemde öfkeye yenilirsek, öfkelendirenlerin ekmeğine yağ süreriz. Kim(ler)e öfkeliyiz; öfkemizi kim(ler) kabartıyor? Ayraçlardaki “-ler” ekini ister göz önüne alın ister almayın; adresi, adresleri hepimiz biliyoruz. Öfkeme yenilmeden söylersem, benim öfkemin asıl kaynağı kendine aydın diyerek ortalıkta dolaşan yazar, sanatçı kılığında dolaşan aydınımsılardır. Ben dilciyim; hem dil hem yazın etkinlikleri içindeyim. Atatürk’ün kurduğu Türk Dil Kurumu’nda yetiştim. Namuslu aydının, yanardöner aydınımsının, politikacının kullandığı dili kırk yılı aşkın bir zamandır izliyorum. Kıt akıllı 12 Eylülcüler, Atatürk ve devrim düşmanı, gerici aydınımsıların gazıyla bu güzelim kurumu kapatınca yayınevlerinde 200’ye yakın bilim ve sanat insanıyla gazetecinin yapıtlarını baskıya hazırladım. Şimdilerde TV’lere dadanan sözde tarihçilerin Atatürk’e, Kurtuluş Savaşına ilişkin uydurmalarını belgelerle çürüten sayısız kaynak okudum. Benim kuşağım Kurtuluş Savaşının ve devrimlerin de tanığı olan dedelerini, ninelerini tanıdı. Gazi dedem yeni Türk abecesiyle 15 günde okuma-yazma öğrenen, kümeslere saklanan savaş kaçaklarının tanığıydı; ölene dek “Kuvvacıya bir bardak su, bir bazlama veren kâfirdir” diyenlere sövdü, ilendi. Canım dedem Kuvayımilliyecilerin öncüsü Atatürk’le böylesine çirkin söz ve alçakça yöntemlerle hesaplaşılacağını aklının ucundan geçirmemişti. 1950’de demokrasi sözü veren, hatta dönemin kimi “solcu” aydınlarıyla önce anlaşıp sonra sözünü, eylemlerini yadsıyan (yadsımak, unutmaktan daha büyük bir ihanettir), Atatürk yaşarken cumhuriyetçi ve devrimci görünen Bayarların ardılları gömlek değiştirerek laik cumhuriyetimizi susuz ve uykusuz bırakma noktasına taşıdılar. Meclis kürsüsünden “Arabın medeniyeti benim medeniyetim” demekten hiç utanmadılar; ezanı, 18 yıl sonra yeniden Arapçaya çevirmeyi demokrasi, özgürlük gibi safsatalarla yoksul halka yutturdular. 12 Eylülden sonra pek çok aydının, daha doğrusu aydınımsının görmezden geldiği “Türk İslam sentezi” eğitim kurumlarına şırınga edildi. Atatürk ve devrimler, artık açık açık hesaplaşma konusuydu. 13 yıl önce iktidarı ele geçiren AKP için bütün yollar ardına dek açılmıştı. Atatürk’ün eliyle yazdığı “vasiyetnamesi”nin çiğnenmesi, eliyle kurduğu Türk Dil ve Tarih Kurumlarının kapatılması, 1950’lerden bu yana perde gerisinde ama devlet eliyle örgütlenen gericilerin Atatürk’le hesaplaşmalarının ve Atatürkçü bir kaleyi yıkmalarının ilk büyük adımıydı. İkinci büyük adım yine 12 Eylülcülerin öğretim birliğini göz ardı ederek “laik eğitim”de gedik açmasıydı. Cumhuriyetle, Atatürk’le kavgayı yeraltında örgütlenerek sürdürenlerin, Süleyman Demirel’in “milliyetçi cephe” hükümetleriyle başını yeraltından çıkaran dinsel grupların (cemaatlerin), gün gelince laik cumhuriyetin “paraleli” olacağını, sonra aynı iktidarın “ne istedilerse verdik” dediği dinsel örgütlerden kendisinin yakınacağı, yalnız aydınımsıların aklına gelmedi. Öfkem, siyasetçilerden çok yazar, sanatçı kılığında dolaşan aydınımsılaradır. Bu uğursuz döneme bir günde gelmedik; aydınlar 60 yıldır politikacıları uyarırken aydınımsılar başı kumda, kıçı karanlıkta yaşamayı yeğledi. Şimdi hepsi kabak gibi açıkta; hâlâ TV’lerde utanmadan zart zurt ediyor, haram sofralarda tıkınıyorlar. Hâlâ kendi “ben”ine hayran çapsız politikacılara alkış tutuyorlar. Neyse, ağır söyleyerek öfkeme yenilmeyeceğim.

1 yorum: