3 Şubat 2015 Salı

GÜNBEGÜN DEĞİŞEN GÜNDEM VE DİL


On yılı aşkın bir süredir iktidar olanlar, gündem değiştirmeyi (çarpıtmayı, saptırmayı da diyebiliriz) yolun başında ilk sıraya almış olmalılar. Bu konuda gerçekten başarılı oluyorlar. Doğallıkla dil kullanımını da gündeme göre belirleyerek toplumun gözü önündeki ünlülerin, tanınmış gazetecilerin ve TV’lerde çok izlenen kişilerin ağzı ve kalemiyle toplumu, “yoksulluk, yolsuzluk ve yasak”larla savaşacaklarına inandırdılar. Sık sık “80 yıldır süren zulmün” biteceğini, özgürlüklerin geleceğini hem kendileri söylediler hem de sözde özgürlükçü, demokrat aydınlara söylettiler.

İlk günlerde sıklıkla “hayırlara vesile olmak” kalıbı kullanılıyordu. “80 yıldır süren zulüm”den neyi amaçladıklarını, arka arkaya seçim kazandıkça birer birer açmaya başladılar. Sözde aydınlar öyle gaza geldi ki iktidarı övmek için yarıştılar; yalnız cenaze için bir araya gelebilenler ilginç korolar oluşturdu; bir ağızdan cumhuriyetin temel ilkelerini kötüleyip karalamaya giriştiler. Bu arada “hayırlara vesile olmak” kalıbını genişleten iktidar, çarşı pazar açılışlarında dinsel söylemi yoğunlaştırdı; “besmele”ye yeni dinsel kalıplar eklendi. İktidar özgürlüklerin engeli “başörtüsü”ymüş gibi kükrerken destekçileri, “başörtüsü” ile “türban”ı eşitleyerek tartışmakta sakınca görmediler. Şimdi parmak kadar kız çocukları bile görüntülerini tuhaflaştıran örtüler içinde.

Bir halkoylaması yapıldı; savsözü, “Yetmez; ama evet!”ti. Yetmeyecek olan neydi/nelerdi; “evet” denilen neydi/nelerdi; bunlar yerine iktidara övgüler düzen yazılar, TV izlenceleri birbirini izledi. İktidar “80 yıllık zulmü” sürekli “türban” üstünden tartışmaya açarken sözde aydınlar bayramlık ağızlarını açtı; örtünmüş kadınlar, oturdukları sandalyeyi borçlu oldukları laik cumhuriyete kin kusmaya başladılar. Kadının özgürlüğünü saç telinde görmeleri ve kullandıkları dil gerçekten şaşırtıcıydı. İktidarın başı “türban” için, “Velev ki simge” dediğinde, “velev ki” sözünün nereye uzanacağını kestiremeyen ya da o günkü çıkarına uygun bulanlar, fildişi kulelerinin dışında olup biteni görmek istemediler. Tepki veren aydınlar, askerler zindana atılırken; eğitim, yargı kurumları, üniversiteler, ordu ve sokak etkisizleştirilirken sözde aydınların kimi birden uyandı. Dün “Yetmez; ama…” derken hepsi mutluydu. Gücün ve çıkarın paylaşılmasından doğduğu ileri sürülen kavgada yollar ayrılmış; siyaset dilinde “darbe=yolsuzluk” olmuş; dünkü yoldaşlar “ama”nın arkasından gelecek baskıların kendilerine de uzanacağını hesap edememişlerdi. Birden özgürlük çığlığı atmaya başladılar. Ancak kayıkçı kavgalarıyla yılları tüketen koskoca ülke birçok değerinden, laik eğitimden, çağdaş üniversite ve yargı kurumlarından uzaklaştı. Yalnız kadınları değil, laik cumhuriyetimizi yasa görünümlü kapkara örtüler kuşattı.

“Yoksulluk, yolsuzluk ve yasak”larla savaşacağını söyleyen bir iktidar; eleştirenlere bibergazını, copu yeterli bulmuyor artık. “Yemek” sözcüğünün de başı olan “y”ler; yani kendi “3 y”si kendi ayağına dolandı. Gündemci başı kimse o, imdada yetişti; “İsteseler de istemeseler de bu ülkede Osmanlıca da öğrenilecek ve öğretilecek” çıkışı, “yolsuzluk” tartışmalarının önüne geçti. Yeni abece ve dilin geçmişle bağları kopardığını söyleyenlerden çoğunun, bırakın Osmanlı ile Osmanlıcayı, kendi geçmişini bile tanımadığını gördük; el ağzıyla çorba içmeye alışık bu zavallılar, düştükleri acınası durumu görmüyorlar.  

Günbegün değişen gündemi, ülkenin tanınmış gazetecileri, bilim ve sanat insanları zamanında doğru okuyamadılar. İktidarın en yetkilisine “reis, patron” diyenlerin, siyasette ya da siyasete tutunarak varsıllaşan sözde aydınların, okuma/anlama/görme/değerlendirme engelli oldukları ortaya çıkmıştır artık. 21.yüzyılın Türkiyesinde cumhuriyetin temel değerleriyle hesaplaşanlar, gündem değiştirerek bir zaman tahtları koruyabilirler belki; ama saltanat sahiplerinin dedesinin bile öğrenemediği Osmanlıca ile eski yazıya dönüş, gündemci başının “hayra yorulmayacak” ya da “hayırlara vesile olmayacak” düşüdür. Olmayacak düş görenlere, “Günaydın!” desek yakışır mı?

 

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder