20 Haziran 2014 Cuma

LAİK EĞİTİM NEDEN GEREKLİ


Gündemi saat başı değişen, gündeme düşen olay, oluşum ve olguların çoğunun ülkenin temel niteliklerini acımasızca kopardığı zaman diliminin içindeyiz. Olup bitenlerin ayrımında olan da var, aldırmayan da… İktidarla yakın ilişkileri bozulmasın diye yaşananları yüzeysel değerlendirmelerle topluma onaylatmaya çalışanların yanı sıra aslanlar gibi savunanlar arasındaki tartışmalar kafa karışıklığını körüklüyor.

Türban dediğimiz örtüyü başörtüsüyle eşleştirerek savunan özellikle kadın gazetecilerle bilimcilerin geldiğimiz noktayı nasıl değerlendirdiklerini merak ediyoruz. Örneğin okulları hızla imam hatipleştirilen, laik eğitimi bitiren 4+4+4’lük sözde eğitim yasasının uygulanmasıyla ortaya çıkan sonuçları izleyebiliyorlar mı? Türbanı savunanların bir bölümü bu örtünme biçiminin kamusal alana (özellikle okullara) girmeyeceğini, bir bölümü de girse bile bunun kadınlar açısından özgürlük olduğunu ileri sürüyorlardı. Annelerle öğretmenlerden öğrendiğim, yaşayanların okulunu, kentini, semtini, çocukların cinsiyetini saklı tutacağım örnekleri, laikliği savunanları “laikçi, ulusalcı, Kemalist, statükocu…” diye suçlayan hemcinslerime sunuyorum.

2013-14 ders yılında, 4+4+4’lük eğitim “ucubesi”nin ikinci yılı geride kalırken okullar ne durumda ve beş, beş buçuk yaşındaki çocuklar nasıl eğitildi? Eğitildiler mi; hepsi şıkır şıkır okuyor mu? Okulu sevdiler mi? Ana babalar niçin okullarının imam hatip olmaması için eylem yapıyor; neden onları iktidar yandaşı kadınlar duymazdan geliyor? İlk ve ortaöğretim çağdaş yöntemlerden hangi amaçla uzaklaştırıldı? İktidarın Fatih Projesini savunanlar, bu tasarının verimlilik durumunu merak ediyor mu? Öğretmenler, miniklerle neler yaşıyor? Soruları çoğaltabiliriz.

Ev hanımı olan anne, okula birkaç kez çağrılmış; ilk günler çocuk çok ağladığı, bir iki kez de tuvaletini sınıfta yaptığı için… Her çağrılışında çocuğunun temiz giysiyle gitmiş. Annenin söylediğine göre bu duruma düşen yalnız kendi çocuğu değilmiş; öğretmen bir gün sınıf bazen çiş kokuyor demiş. Beş buçuk yaşındaki bu çocuk, eve üzgün dönmüş. Nedenini sormadan söylemiş; “Öğretmenim, annesinin başı örtülü olanları daha çok seviyor!” Anne, ertesi gün okula gitmiş; ders yılı başında örtüsüz olan öğretmenin sımsıkı örtündüğünü görünce ağzını açamamış. Aynı okula giden komşu çocuklarının da aynı kaygılar içinde olduğunu öğrenmiş. Demek ki örnek tek değil.

Bir başka örnek olay, tüyler ürpertici… Çocuk ikinci sınıfta… Kovalayan varmış gibi koşa koşa gelmiş, fısıldayarak sormuş, “Anne biz Müslümanız değil mi?” Annenin dili tutulmuş; “Elbette” demiş. Ancak çocuk tepki vermiş: “Öyleyse neden namaz kılmıyorsun? Neden başın açık? Niçin oruç tutmuyoruz? Niçin kurban kesmiyoruz?” Anne gereken yanıtları vermiş. Bu soruları çocuğa kimin yönelttiğini araştırmaya başlamış. O zaman görmüş ki kendi çocuğu yalnız değil. Öğretmeniyle konuşmak istemiş; türbansız öğretmen, duymamışı oynamış. Arkasını dönüp gitmiş.

Bir başka örnek, 4+4+4’lük eğitim “ucubesi” başlatılmadan önce ve sonrasında minicik çocuklara bedava dağıtılan ders ve okuma kitapları… Ders kitaplarının dersle ilgisi uzak… Masallar masal, öyküler öykü değil… Dinsellik ağır basıyor; minik kızlar örtünüyor; onların değil erkeklerin okumasının önemi sözlü-yazılı aktarılıyor. Bir okul müdürü kızlara, “İyi bir anne olmak, meslek sahibi olmaktan daha önemlidir” diye öğüt veriyor; öğüdünü, “yarının gençlerini siz yetiştireceksiniz” diye açıklıyor. Çocuk ve gençlerin dünyasından ulusal bayramlar, bayrak törenleri, andımız bir bir çıkarılıyor. Kuran kursları okullarla yarışa giriyor.

Bir okul önünden geçmek bile laik cumhuriyetin eğitim kurumlarının görüntüsünü yansıtıyor. 2014 yazında komşumuzda yaşanan vahşetin kaynağı laikliğin, laik eğitimin önemini ve Mustafa Kemal’in ne denli öngörülü bir önder olduğunu kanıtlıyor.