1 Nisan 2014 Salı

ELİFİ YÜZÜNDE, EKMEĞİ DİZİNDEKİLER=ARSIZLAR!


Bırakın yaş yaşamış, birçok iktidar görmüş olanları, çocukları bile şaşırtan savlara, olaylara tanık oluyoruz. Öne sürülen savların, göz önündeki kimi olayların, bunlarla ilgili açıklamaların yenilir yutulur yanı yok. Birinin dümen suyundan gitmeyi kendine yakıştıran, bununla övünen temsilcilerimiz, “kaz kazla, daz dazla, kel tavuk kel horozla” bir görüntü içindeler. Çoğu ağzıyla kulağı arasındaki etik ve bilinç köprüsünü kuramamış; çoğu, “Dur kendime yer edeyim, bak sana neler edeyim” mantığıyla öfkeli ve sevgisiz… İşin ilginç yanı çoğu okulların yükseğinde okumuş; tek diplomayla yetinmemiş. Çoğunun bir ayağı hâlâ öncüllerinin “batıl” bildiği batıda... Aralarında akademik san taşıyan da var. Çoğunun akademik sanı 12 Eylül YÖK’ünün ürünü… (YÖK’e ve son on yıldaki üniversite kıyımına karşın bilimsel aklı koruyan bilimcilere sözümüz yok.)

Ne uzak ne yakın tarih biliyorlar; ağızlarından sürekli geçmişe özlem fışkırıyor; çoğunun bedeni bu yüzyılda, ruhu yüzyıllar öncesinde… Osmanlılık düşü kuruyor; Osmanlının yükseliş döneminden sonrasını, yani üç dört yüzyılı es geçip son padişahları kahramanlaştırıyorlar. Cumhuriyet tarihiyle kavgalı oluşlarının nedeni, belki Kurtuluş Savaşı kaçkını olan öncülleriyle dedeleri olabilir. Belli ki çocukken dinledikleri dinsel öykülere inanmış, gerçeği araştırma kültürü de edinememişler. Coğrafya bilgileri taşınmaz edinme hırsı ve sayısı kabarık tapu belgeleriyle sınırlı… Böyle olmasa dereler kurutulmaz, bitek topraklar bireysel ya da ekip çıkarına yapılaştırılmazdı. Fen ve toplumbilim açısından da parlak oldukları söylenemez; söz, iş ve eylemleri ortada… Sanatın hiçbir alanıyla barışık değiller; sanatın ışığından noktacık pay alsalar… Yurtta barış, dünyada barış ilkemizi; aklı özgür, vicdanı özgür ülkümüzü, yurttaşlık bilincini ve egemenliğin kimde olduğunu kavrayabilirlerdi. Atatürk’ü anlayabilseler, inancı seçim sandıklarına dolamak için avaz avaz bağırmazlardı.

Çoğunun dili zifir; söze başladı mı, çokça yanılgılı, baştan sona yanlış olanı takır takır sayıyorlar. En belirgin özellikleri noktasız virgülsüz konuşmak… Çünkü çoğu yalnız imam hatip okullarında var olan “hitabet” dersinden geçmiş, bir bölüğü de öykünmeci... İçlerinde vara yoğa tepki vermeyi, ağır sözlerle herkesi suçlamayı; senlibenli, hatta argo sözcüklerle konuşmayı “hitabet sanatı” sananlar da var. Sanattan anladıkları yalnız bu… Korkutma sanatında usta oldukları da bir gerçek…

Yıllardır politikacılarla toplumun gözü önünde olanların kullandığı dille ilgileniyorum. Hem politikacıların hem tanınmış kişilerin kullandığı dil, yazık ki eğitim olanakları kuraklaşan toplumu etkiliyor. Özellikle iktidar sözcülerinin, son 11 yılda sık sık “Yanlış anlaşıldım!” dediğine tanık oluyoruz; ama halk yanlışa inandırılıyor. Bu takımın bir özelliği de içlerinden birinin gelişigüzel savuruverdiği sözlere ötekinin (ya da yandaşların) çeviri yapması… Saçmalayan Türkçe konuşuyor; öteki de Türkçeden Türkçeye aktarıyor. Aralarında mantıklı olmaya çalışanlar yok değil; onlar da böyle durumlarda “amacı aşan” tamlamasına sarılıyor. Bu iletişim biçimi sıkça gülünçlüklere yol açıyor; bu kez ilk konuşan, çeviri yapanı ya da “Amacı aştı” diyeni yalanlıyor.

Her insanın yaşamında sözün bittiği yer vardır; ölüm… Ölüm varsa, arkada kalana zulüm olmamalıdır. “Benim ölüm, senin ölün” diye düşüneni insan sözcüğünün yer aldığı kavramlarla tanımlayamayız. Ölenin ardından “amacı aşan” saygısızlara yakıştırılacak söz çoktur. Saygısızlık yapanlara şöyle bir bakarız; aslında çoğunun bakılacak yüzü de yoktur; yine de bakar ve düşünürüz. Yüksek mi yüksek okullarda okumuş; büyük mü büyük orunlara gelmiş; ama büyüyeceğine küçülmüş! Biri dünyayı gezmiş; yeme içme, giyinme, eğlenme dışında çağdaş dünyadan toz bile kapamamış, aval aval dolaşmış. Öteki ağır abi ayaklarında…

Bir değil, iki değiller; hepsi inançlı görüntüsü vererek oynuyorlar; inancı koltuk ve çıkar için kullanıyorlar. Cepteki diploma(lar), kendilerini ve masum halkı kandırdıkları süslü birer kâğıt… Yalan perdesi… Ne onları eğitip insancıllaştırmış ne ülkeye yaramış! Kendilerinin yarattığı ne özgün düşünceleri ne halka yarayan eylemleri var! Akılcı, bilimsel olanı yadsıyarak, geçmişi karalayarak, 90 yıllık cumhuriyetin dik duruşunu bozarak, yoksulu, çoluk çocuğu avutarak hep konuşuyor, kargayı bülbül diye satıyorlar. Yolsuzluğu, yolu olmama durumu diye yutturuyor; hırsızlığı polis kovalayarak örtbas etmeye bakıyorlar. Mızrak çuvala sığar mı; sığdırmaya çalışana öyle bir batar ki!

Olumlu yan şu bugün; artık perde açıldı! Ak kara saçıldı! Oyun bitti!

Bu yazı Cumhuriyet’te yayımlandıktan sonra yerel seçimler yapıldı; perde gerçekten kalktı; ortalık pis kokudan geçilmiyor.