3 Aralık 2012 Pazartesi

Yılın Yenisi Bize Gelmiyor... Epeydir Gelmiyor...

     Çocukluğumda gelirdi; belki de çocuk aklımla ben geldiğine inanırdım. Siz hiç merak etmiyor musunuz? Bize neden gelmiyor? Noel Babanın gelmeyeceğini, gelse de bize değil kime uğrayacağını biliyorum. Gelmiyor… Beklediğim yeni yıl… Bir türlü gelmiyor…

     Oysa her yıl kendimce iyi kötü hazırlık yaparak coşkuyla bekliyorum. Yalnız ben değil hepimiz bekliyoruz. Eskiden hindinin bütününü pişirirdik; şimdi ya kanatlarını ya butlarını… Biraz kuruyemiş, portakal elma alarak… Bekliyoruz. Eskiden bütçemiz elverdiğince yeni giysiler edinir, eşi dostu çağırır ya da eş dost çağrılarına küçük armağanlarla katılabilirdik… TRT dansöz çıkaracakmış söylentileri tartışılarak masalar kurulurdu; anneler sarmalar yapar, kabak tatlısı fırına verilir, iki tek atacak babalar, kadınlı erkekli akrabalar gülümseyerek, televizyondaki sanatçının şarkısına eşlik ederek gece yarısını beklerdi. Çocukların çoğu uykuyla savaşarak bekler ama uykuya yenilir; yeni yılı ertesi sabah karşılamak zorunda kalırdı. Yeni yılın geldiğini göremez ama sonraki günlerde duyumsardık. Yaşantımızda biraz da olsa yenilikler olurdu.

    Şimdi çoğumuz, akrabalardan, eşten dosttan dil ucuyla gelen çağrıları, nedendir bilinmez, telaşla, korkuyla karşılıyoruz. Çoğumuz pembe yalanlar sıralayarak bu çağrıları savuşturuyoruz. Bunun iki nedeni var; ilki evden ailece çıkıp bir başka yere (ya da başka bir kente filan) gitmek sorun; ikincisi eli boş gidilmez; üçüncüsü bu yemekli çağrıya karşılık verememek… Bu kaygıları çağrı alanlar yaşıyor. Çağrı alan da çağrı yapan da gittikçe azalıyor. Çoklarının ortak bir yalanı var; pembesinden değil; en kuyruklusundan…

     “Ayyy, sağ ol canım; amcamgile davetliyiz!”

     “Ah ah, çok iyi olurdu da… Ankara’da olmayacağız…”

     Karşılıklı ahlanıp vahlanarak birbirimizin gözünün içinin baka baka yalanları sıralıyoruz. Çünkü yeni yıl epeydir çoğumuza gelmiyor.

     Yeni yıl, 31 Aralıktan çok önce, gösterişli evinin en gösterişli köşesine çam ağacını konduranlara; eğlenmek için yerini haftalar öncesi ayırtanlara; özel giysiler, özel ortamlar hazırlayanlara koşa koşa geliyor. Bizlere de gelirmiş gibi yapıyor.

     Alacağın olsun yeni yıl!

     Hindi yemek, çam süslemek, masa kurmak “Haram! Gühahhh!” diyenler bile yeni yılı karşılar oldu. Girin alışveriş merkezlerine ve görün, kimler ne alışverişler yapıyor?

     Yeni yıl “hamdolsun” kimileri için ya sürekli “hayırlara vesile” oluyor… Ya beş yıldızlı otellerde işsizi aşsızı, emekliyi, evsizleri, ışığı ısısı olmayanları düşünmeden tıkınanlara geliyor… Bizlere gelirmiş gibi yapıyor.
     Biz yine de yıllanmış ayakkabılarımızı boyayarak, giysilerimizi ütüleyerek bekleyeceğiz. Sonrası mı… Eski hamam eski tas… Fırt diye gelen aybaşları, yarısı boş buzdolapları, akşamüzeri gidilen ucuz pazarlar, soğuk duraklara uğramayan otobüsler…

     Gözümüzün içine baka baka söylenen yalanlar…

     “Kriz teğet geçmiş!” Vay canına!

     “İşçi çalışmadan hak istiyormuş!” Cart kaba kâğıt!

     “Ekonomi tıkırında, iç ve dış siyaset… Cumhuriyet tarihi boyunca görülmedik biçimde iyi…”miş…miş! Ayıp ayıp, asıl günah buuuu!

     Her yıl bunları duyuyoruz da… Yeni yılın yeniliği nerede?

     Alacağın olsun yeni yıl!

     Başkalarını bilmem; ama epeydir bizim eve uğramıyorsun!
SEVGİ ÖZEL, 27 Aralık 2009 

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder