3 Aralık 2012 Pazartesi

Yeni Yıla Girerken...

     “Göğe direk, denize kapak olmaz” diyenler yanılıyor; geride bıraktığımız koskocaman yıl içinde göğe direk, denize kapak “bulmaya” çalışanları gördük. Böylece çok “açılım”lı bir yıl yaşadık. Açılan açılana...
     Açılım, “1. açılma, yayılma, genişleme, 2. ferahlık, 3. genleşme” demek; bir anlamı daha var, “bir yıldızla ekvator arasındaki uzaklık.” 2008 içinde kimi siyasetçilerin, kimi gazetecilerin, kimi ünlülerin ve onları alkışlayanların “açılım”ı, bize göre bu “açılım”dır. Arkadaşlar öyle hızlı açılıyorlar ki… Her biri birer yıldız… Biz de yerde birer nokta… Açılım yaptığını ileri sürenlerin pek çoğunun sözlü eylemli açılımı bal gibi göğe direk kurmak değil mi? Yıldız uzaklığından gösterdikleri sözümona “iyi, yeni” şeyler de denize kapak vurmak değil mi?

     Kara gülmecenin kol gezdiği ama olup bitenleri gülmece ustalarının çoğunun da uzaktan izlediği bir yılı daha geride bırakıyoruz. Gülsek mi ağlasak mı; ne yapacağımızı kestiremediğimiz binlerce olay ve oluşumu biriktirerek yeni bir yıla giriyoruz. Ülke sorunları gibi, bireysel sorunlarımız da birikti; hepimiz birer “sorun banker”i olup çıktık. Zenginliğin böylesine ne denir? Ya bizi böyle zenginleştirenlere...

     Türkçede “kapanım” diye bir sözcük yok; benzetmeli anlamı, “iç karartıcı” olan “kapanık” var; kapanma eylemi ya da biçimini yansıtan “kapanış” var. “Kapanmak”ın anlamlarından biri de “kör olmak”tır. 2008 açılımcılarının “açılım”ında uzağı görmemek, gördüğünün anlamını kavrayamamak söz konusu değil mi? Okumuş yazmış, yükseleceği kadar yükselmiş ya da ünleneceği kadar ünlenmiş ve artık “star”lık aşamasına demir atmış olanların görme, duyma; görüp duyduklarını anlama yetisini yitirdiğini söyleyebilir miyiz?

     Neyse; amacım içinizi karatmak değil… Yeni bir yıla girerken daha güzel, daha eğlenceli konulara bakalım; desek de olmuyor. Çünkü yıllardır dağ gibi yükselen sorunları çözmeyenlerin yolunu açan; her adımı, her sözüyle para kıranları alkışlayan güzel halkımızın da açılım edebiyatı yapanlardan yana bir sıkıntısı yok...

     Açın televizyonları görün; oohhhh! Şıkkıdı şıkkıdı oynatanlarla gönüllü göbek atanlar mı ararsınız; devirdiği çamla ününe ün katanlar mı; yoksullukla, acıyla “reyting” kapanlar mı… “Kendisine sahip çıkacak bir koca” ya da “kendisine iyi bakacak bir karı” arayanlar mı… İzleyenleri; önünden bile geçemedikleri saray yavrusu mekânlarda birkaç saat düşler ülkesine konuk eden, kişileri, konuları yabansılık kokan diziler mi… Yarım saatte zengin ya da ünlü yapan yarışmalar mı… Artık ne ararsanız; aradığınız buysa, hepsi var… Bunlar da birer açılım örneği… Topluca açılıyoruz… Arkamızdaki tozu dumanı, adam boyu dalgaları görmeden...

     Aklım almıyor; bir kadının “kendine sahip çıkacak” bir eş aramak için binlerce insanın karşısına çıkmasını; kardeşim önce sen kendine sahip çıksana… Aklıma sığmıyor; yaşlı başlı insanların parasını pulunu, evini tarlasını “güvence” olarak gösterip eş araması… Aklımı karıştırıyor; ününe güvenerek “jüri” kimliğiyle ekranlara çıkan ama ağzını açınca kendi alanında bile bilgisi kıt birtakım insanların, gencecik kızları oğlanları alay konusu yapması… Bu gencecik kızlarla oğlanların ün ve para kazanmak için kendilerini küçük düşürecek ortamlara sürüklenmesi, bizim aklımızı karıştırıyor da “SMS” gönderenlerinkini karıştırmıyor...

     Bu yapılanlar “sanat” adına açılım… Özellikle politikacıların açılımıyla öyle bir açılıyoruz ki… Genci yaşlıyı, ünlüyü ünsüzü, yoksulu zengini içinden çıkılmaz durumlara sürükleyen bütün olay ve oluşumlar bu açılımlardan doğuyor. Düşünün, bir kadının burnunu bile göstermeyen çarşafıyla nasıl, nerelere açılacağını düşünebiliyor musunuz? Her eylemini, “inşallah”la, “hamdolsun”la açan politikacının açılımının, nasıl bir açılım olduğunu yaşayarak görmüyor muyuz?

     Hangi kanalı açsanız karşınıza çıkan üç beş kişinin, artık ezberlediğimiz, sözde “ezber bozan” açılımlarının aslında bir hesaplaşma fırsatı olduğunu anlamıyor muyuz?

     İşte böyle aslında boş olan ama heybemizi ağzına dek dolduran abuk sabuk açılımlarla yeni bir yıla giriyoruz. Gelen gideni aratmasın… Demek yeter mi? 2008, 2007’yi aratmadı mı sizce? Hayır diyorsanız… Bize susmak düşer, dememizi de beklemeyin. Gözünüze mi baktırırsınız, kulağınızı mı yıkatırsınız; artık yapın bir şeyler...

     Yeni yılınız kutlu olsun!
SEVGİ ÖZEL, 30 Aralık 2008 

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder