22 Aralık 2012 Cumartesi

Yanlış Anlaşılma Dönemindeyiz

Toplumun gözü önündeki kişilerin kimisi, çoğu ünlüdür; ününe sığınıp “boyunu, birikimini, deneyimini, yerini” kısacası, “haddini” aşan sözleri savurur, tepki alınca da kıvırırlar: “Yanlış anlaşıldım!"

“Yanlış anlaşılma”yı başlığa taşıyan basın yayınınsa, “Yanlış anlaşılacağın sözü niye savurdun?” diye sorduğunu duyanımız yoktur. Daha da kötüsü, “yanlış anlaşılan” söz, çoktan belleklere yazılır; doğrulandığı sanılan saçmalık, ya haber olur ya olmaz!

Bir, birikimine, deneyimine güvendiğimiz, gerçekten bilim-sanat insanı kimliği taşıyanlar var; bir de onların sözlerini özellikle önyargıyla yorumlayanlar var. Önyargıların yanlış anlaşılmaya yol açmaması için değerli bilim ve sanat insanlarıyla politik kimliğine güvenilen kişiler, doğallıkla “Yanlış anlaşıldım!” demek zorunda kalıyorlar.

Suyun başında duran, etkili-yetkili konumdaki politikacının, “Yanlış anlaşıldım!” açıklaması ise öteki ünlülerinkiyle karşılaştırılamayacak denli büyük bir “yanlış”tır; daha açık söylersek, düpedüz “ayıp”tır. Son yıllarda, hatta son aylarda politikacıların, daha çok da ağzından çıkacak her sözün hızla yayılacağını düşünmeyen (belki bilerek konuşan) bakanların, “Yanlış anlaşıldım!” açıklamaları birbirini izliyor.

AKP’nin sürekli uyuklayan bir kültür bakanı vardı; uyanıkken ettiği sözlerin kimisi nedense hep yanlış anlaşılırdı. Sayın Bülent Arınç’ın, TBMM Başkanıyken, “Şeyini şey ettiğimin…” sözleri gibi ve sonrasında bazı çıkışları da yanlış anlaşılmıştı.  Başbakan da bazen bir söz ediyor; kendinden çok çevresi “yanlış anlaşılma” kalıbına sığınıyorlar. Başbakan, laik cumhuriyetin temel dayanağı olması gereken “kuvvetler ayrılığı” ilkesinden yakındı; Adalet Bakanı ile TBMM Anayasa Komisyonu Başkanı, “Yanlış anlaşıldı” diyemediler de Başbakanın sözlerini Türkçeden Türkçeye çevirdiler.

Bakanların kiminin akademik sanı var; aralarında toplumbilimci olanlar var; örneğin edebiyat doçenti Sayın Hüseyin Çelik’in, “ulusal, ulusçuluk” gibi kavramlara getirdiği, sözlükçülüğü aşan tanımları ve zaman zaman “Yanlış anlaşıldım!” demesi, gerçekten çok düşündürücüdür.

Kültür ve Turizm Bakanı Ertuğrul Günay, “Abdülhamit’in yanlış anlaşıldığı” açıklamasının yanı sıra kendisi de nedense yanlış anlaşılabiliyor. Öğretmenlerin “kalitesini” nasıl ölçtüğünü bilmediğimiz; ama bu konuda konuşmaktan da kendini alamayan Maliye Bakanı Mehmet Şimşek TBMM’de konuştu; emeklilerin çok para aldığını söyledi; sonra bir TV’de yanlış anlaşıldığını belirtti. Yine “akademik sanı” olan Milli Eğitim Bakanı Ömer Çelik de ara ara yanlış anlaşılıyor. En şaşırtıcı olan da bu… MEB’nin başında olup da her türlü yanlışın, yanılgının önüne geçmesi gereken kim olursa olsun, ağzıyla kulağı arasına sağlam bir köprü kurmak zorundadır.

Kısacası “yanlış anlaşılmalar”ın tavan yaptığı; bakanlar arası Türkçeden Türkçeye çevirinin yoğunlaştığı yanlış bir döneme balıklama dalmış durumdayız! Sağduyusunu, yok pahasına satışa sunan yüce halkımız hem eğitimsizliğe hem yoksulluğa hem adaletsizliğe itildiği bu dönemi ne zaman soyunur da bunca yanlışın “doğrusunu bulur” bilmiyoruz. Bekleyip göreceğiz!

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder