3 Aralık 2012 Pazartesi

Üfürük Bir Dil: KAYPAKÇA

     Meğer bilgisine, görgüsüne, diline hayran olunası ne “derin bilginlerimiz” varmış; her sorunun yanıtı hazır, her olumsuzluğun çözümü belli… Ne ki engel büyük; Kemalizm…

     “Tarafsız ve objektif yayıncılık” anlayışı içindeki kimi TV’ler, birilerinin mahalle arkadaşı gibi saygısızca andığı “Kemal”le, “laik cumhuriyet”le ve devrimlerle hesaplaşanların peşinde… Dayanaksız suçlama, kara çalma, aşağılama, yalan dolan, yakın tarihi çarpıtma, “mağdur”u oynama… Her şeyi bilen “tarafsız moderatör”ler, 90 yıllık kazanımlardan söz edeni hemen susturuyor. Düşünce özgürlüğü kılıfıyla sunulan ve üfürük olduğu açıkça görünen bir dil doğdu: Kaypakça! Buna, “kaypağa yaraşır bir biçimde” davrananların kullandığı dil de diyebiliriz.

     Kaypakçada, “demokrasi, demokratikleşme ve demokrat”tan başlanarak“Kemalist, Kemalizm, Türk, Türkçe, Kürt, Kürtçe, Alevi, Alevilik, statüko, statükocu, statükoculuk, liberal, liberalizm, ulusal, ulusalcı, ulusalcılık, milliyetçilik, laiklik, laikçi, hukuk, insan hakları, özgürlük, açılım, vatandaş, yurttaş, onlar-bizler, emperyalizm, emperyalist, işbirlikçi, ötekileştirme, mahalle baskısı, yolsuzluk, eğitimsizlik, inanç özgürlüğü, köken farkı, beyaz Türk, dışlanma, bölücülük, başörtüsü, türban, vesayet…” gibi pek çok sözcük/terim/tamlama artık ölçünlü dille örtüşmüyor. Örneğin en yüksek “reyting”i olan “liberal demokrat”ın Atatürk’e, Atatürkçü düşünceye, laik cumhuriyetin kazanımlarına en ağır dille saldıranlar olduğunu; aynı dili konuşan bu takımın başörtüsü ile türbanı aynılaştırma, yakın tarihi yeniden yazma, “mağdur” ve uçuk gündem yaratma çabalarında üstün başarı sağladıklarını söyleyebiliriz. Konu ya da sorun ne olursa olsun suçlu “Kemal” ve “Kemalizm”dir. Kaypakçada bugün söylediğini yarın tümden yadsımak; ortama, karşısına çıkan kişiye göre ağız ve tavır değiştirmek sapına kadar demokrat olmaktır. Kaypakça konuşanlara göre “Kemal” gibi düşünenler, bugünkü siyasal, ekonomik ve kültürel yozlaşmanın tek suçlusu olan “statükocu”lardır.

     Artık “Kemalizm=statükoculuk=ulusalcılık=darbecilik=laikçilik”sayılıyor; her gece bir TV’de evrensel ve ulusal kavramlar ustalıkla tersyüz ediliyor. Cumhuriyetin değerlerine takılıp günümüz koşullarında açılımlara çelme takmak “statükoculuk”muş. Atatürk’ü kitaplarda bırakmak bir zorunlulukmuş. Çünkü “bizim Kemal” boyunu aşan işler yapmış; “liberal demokratların” nineleri Arap abecesiyle çatır çatır okur ve yazarken, Osmanlıcayı sular seller gibi kullanırken ülkeyi bir gecede cahilleştirmiş. Giyim kuşam yerindeyken, padişah “ulema”dan; halk, kara sakallıdan akıl alırken, çeşmelerden balla yağ akarken, kapitülasyonlar sıradan alışverişken, emperyalist turistik gezi için gelmişken… “Kemal” gül gibi düzeni bozmuş, bizleri ebleh “statükocu”lar yapmış. Perdeleri atlastan, kaşıkları altından koca saraydaki tahta kurulup hem padişah hem halife olmak varken, kendini sağlama almak için asmış kesmiş. Şimdi “Atatürk’ü sevmemek”le övünen kadınların ninelerini kucağındaki bebesiyle “boş ol” diyenlerden korumuş; yurttaş yapmış. “Erkeğin arkasından gelme yan yana yürü, dahası bilgili ol, önüne geç” güvencesi vermiş. Büyük suç…

     Kaypakça konuşanlar, özellikle “Atatürkçü, Atatürkçülük” demiyorlar. Türk İslam sentezinin giydirip kuşattığı kimi “liberal demokrat”lar, günümüzün politik rüzgârına ivme kazandırmak amacıyla Atatürkçülük değil, “Kemalizm” demeyi uygun buluyorlar. Kemalizm ya da Atatürkçülük “statüko yanlısı” olmaksa, bu nasıl körü körüne “düzen yanlısı” olmaktır ki kapitülasyonlarla türbanını değil başörtüsünü bile yitirmek üzere olan, emperyalizmin yaşama hakkı tanımadığı batık bir imparatorluktan laik bir cumhuriyet yaratmış; “kul”u yurttaş yapmış!

     Bağımsızlık savaşı vermenin, uygar dünya ile yarışmak için devrim yapmanın, devrimleri savunmanın kaypakçadaki “statükoculuk”la hiç ilgisi yok. Atatürkçülüğe halkın anlamadığı “statükoculuk”u yapıştırmak, halkı kandırmak, dinsel ve ırksal sömürüye su taşımaktır! Laikliği savunana “laikçi” demek ikiyüzlülüğün ta kendisidir! Saygısızlıktır! “Liberal” kısmını geçelim; sözünün arkasında korkusuzca duracak yurtsever bir demokrat, açıkça gerçekleri haykırandır! Siyasal, ekonomik ve kültürel bağımsızlığımız tehdit altındayken, sınıf farkı kör kuyular gibi derinleşmişken, yoksulluk ve eğitimsizlik, inanç ve köken sömürüsünün nesnesi olmuşken… Yurtsever her demokrat, “Biz niye birbirimizi hırpalıyoruz, emperyalist ve işbirlikçisi kimi seviyor; Türkü mü, Kürdü mü” diyebilmelidir! Görüyoruz ki üfürük dil kaypakçada “yurt ve yurttaş”ın tanımı da başkalaşmıştır; bu uyduruk dili dayatanların beyninden “yurtseverlik” de silinmek üzeredir.

     Çağrımız yurtseverleredir; hani nerde kurbanlık hayvanlarımız; mis kokulu domateslerimiz, ovalarımız, dağlarımız, akarsularımız; birbirini ağlatan değil, birbirine omuz veren çocuklarımız… Füze kalkanı, hangi yüklü faturayla bakalım kimlerin başına konacak… Nâzım Hikmet, ta 1959’da, “eli kolu zincirlere vurulmuş/ vatan çırılçıplak yere serilmiş/ oturmuş göğsüne Teksaslı çavuş/ beyler bu vatana nasıl kıydınız?” demişti. Teksaslı çavuş, hem içimizi hem çevremizi fokurdatıyor; bakalım yanmadık neremiz kalacak… Birer birer yitirdiğimiz ortak değerlerin kaypakçada tanımı var mı acaba? İlkin kadınlarımız sorsa, sorgulasa keşke…
SEVGİ ÖZEL, 3 Ocak 2011 

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder