3 Aralık 2012 Pazartesi

Şaşkınlıkla İzliyorum

     Ben bir yazarım; ülkemin her bireyinin gözyaşını önemseyen, sevinciyle sevinen biriyim. Dil Derneği ile Çağdaş Yaşamı Destekleme Derneği’nin üyesiyim; hiçbir partinin üyesi değilim. Cumhuriyet öğretmenlerinin elinde biçimlenmiş, laik cumhuriyetin ilkelerini yaşama biçimi edinmiş bir kadınım. Atatürk’ü doğru tanımış ve onun bize kazandırdığı Türk Devriminin özünü sindirmiş bir yurttaşım. Ne ki her seçim dönemi olduğu gibi, seçimden seçime akıp giden aylar, günler boyunca hep düş kırıklığı yaşıyorum.
     Dünya görüşümü kulaktan dolma bilgi kırıntılarıyla, fısıltı gazetesiyle yayılan dedikodularla değil, kendim araştırıp okuyarak, tartışarak, sorgulayarak edindim. Dünya görüşümü, inancımı, köken özelliklerimi, benimle aynı düşünce, inanç ve kökenden olmayan insanlara karşı bir ayrıcalık olarak hiç görmedim. Görenleri de yanlış buluyorum. Bu nedenle kendimden başka hesap vereceğim hiç kimse, hiçbir kurum yok.

     Ne düşüncemden, ne saçımın tek telinden utanırım; toplum ve ailem önünde utanacağım hiçbir şeyim yok. Kuşkusuz yanlış yaptım, yanıldığım günler oldu; ama yanlışımı, yanılgımı kimseye fatura etmeye kalkışmadım. Dersimi aldım.

     Bunları niçin mi yazıyorum?

     Öncelikle doğruları incelikle dile getiren, tartışmalarda düzeyi hiç düşürmeyen herkesi saygıyla selamlıyorum.

     29 Mart 2009’daki yerel seçimler nedeniyle TV’lere çıkan, gazete köşelerinde yazan, yaşanan her olumsuzluğu bir biçimde Türk Devrimiyle ilişkilendirmeye çalışan ve toplumun gözü önündeki kimi tanınmış kişilerin birbiriyle çelişen yazı ve konuşmalarına tepkimi dile getirmek istiyorum.

     Çoktandır konuşmalarında düzeyi düşüren, kullandıkları dili, gittikçe kötüleşen biçemleri nedeniyle toplumu yanıltan politikacıları, yaklaşık kırk yıldır Türkçeye emek veren bir aydın olarak şiddetle kınıyorum.

     Bunu yaparken hiçbir siyasal oluşumu ayırmıyorum; hangi siyasal oluşumun üyesi, önderi olursa olsun, hiç kimsenin dilinin ucuna geleni söyleyiverme yetkisi olmadığını düşünüyorum. Başkalarını yuhalatmanın, argo ve senlibenli sözcüklerle karşıtlarını aşağılamanın düşünce özgürlüğü ile bağını kuramamanın sıkıntısını yaşıyorum.

     Topluma örnek olması gereken kişilerin biçemlerinin bu denli sıradanlaşmasının, çirkinleşmesinin binlerce örneği olmasına karşın, hâlâ şaşırıyorum.

     “Şeyini şey etmenin” yanlış anlaşılacak hiçbir yanı olmadığını biliyor; laik cumhuriyete yönelen tehlikeleri görüyor; “yanlış anlaşılma” özrüne sığınanlara hâlâ şaşırıyorum…

     Şaşırdığım öyle çok şey var ki…

     Altmışa merdiven dayadım; hâlâ şaşırıyorum.

     Bireysel inancı, kendine “sevap” kazanmak için cami önlerine kırmızı plakalı araçları ve devletin korumalarını dizenlere hâlâ şaşırıyorum…

     Böylesine yoksul bir ülkede her kuruşun önemi büyükken yurtiçi ve dışı gezilere yedi sülalesini taşıyanlara hâlâ şaşırıyorum…

     Daha çok oy almak için devletin bütün olanaklarını kendi siyasal oluşumuna akıtan ama bunu devletin en önemli işiymiş gibi gösterenlere şaşırıyorum…

     Olup bitenleri doğru değerlendiremeyen kırk yılın politikacılarına hâlâ şaşırıyorum…

     Halktan uzaklaştıkları için halkın sıkıntı ve beklentilerini değil kendi beklentilerini dillendiren, daha doğrusu bunu bile dillendiremeyen herkese hâlâ şaşırıyorum…

     Konu ne olursa olsun; ister sütlerin niçin kesildiği, ister domateslerin niçin kırmızı olmadığı gibi; her konuda yargı bildirme cesareti gösterenlere inanın şaşırıyorum…

     Halkın durumunu, eğitimin, sağlığın, adaletsizliğin kanattığı yaraları gösterirmiş gibi yapıp da geri çekilen kitle iletişim araçlarına hâlâ şaşırıyorum…

     Her şey ayna gibi açıkken hâlâ şaşırıyor ve düş kırıklığı yaşıyorum.

     Karnındaki ekmeği bile alınan, çocukları eğitimsiz ve işsiz bırakılan halkın, işsizliğe çare bulamadık diyenleri alkışlamasına…

     Soru sormak isteyen, derdini anlatmak isteyen yurttaşı azarlayanlara…

     Hâlâ şaşırıyor ve düş kırıklığı yaşıyorum…

     En çok da ekmeği bile kalmayan halkın burnunun ucunda kangrene dönüşen sivilceyi görememesine şaşırıyorum…

     Tek bir “oy”un bile “meta”laştırılmasına, böyle olmasına izin verilmesine şaşırıyorum.

     Ekonomik bunalım sivri ucuyla göğümüzden girip sırtımızdan çıkarken hâlâ alanlara çıkan, halkı karşısına alıp masal anlatanlara da bu masalları dinleyenlere de şaşırıyorum…

     Ben bir yazarım; hangi siyasal oluşumdan olursa olsun… Çevresindeki bir avuç insanla politika yapan, kendi bulunduğu mekânı bütün ülke sanan; kimi illere yedi sekiz kez gitmeyi beceri sanan ve bununla övünen politikacılara şaşırıyorum…

     İnanın şaşırıyorum.

     Gözden ve kulaktan olduğunu 29 Mart seçimleri öncesinde göremeyen herkese şaşırıyorum.

     Kendini aydın sananların bu aymazlığına şaşırıyorum.

     Ancakkk… Ne anamı alıp giderim, ne git diyeni dinlerim.

     Bu ülke hepimizin!

     “Onlar, şunlar, ötekiler, laikçiler, ulusalcılar, eski solcular…” gibi ayrımcılık yapanları hiç önemsemiyorum. Laik düşünceye inandığım, ulusalcı olduğum için övünüyorum.

     Ancakkk… Bilgisizliğin yükselme nedeni olmasına, bunu bile bile bilgisizlere koltuk değneği olanlara hâlâ şaşırıyorum…

     Türk Devrimine, aklın öncülüğüne, bilime ve sanata inanıyorum.

     Hukukun üstünlüğünün bir gün mutlaka her karanlığı deleceğine inanıyorum.

     Tutunacağımız tek dal var; dilerim zamanında tutunur da hep birlikte düşmeyiz.

     Buna çok inanıyor ve bir yazar olarak üstüme düşeni yapıyorum.
SEVGİ ÖZEL, 14 Mart 2009 

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder