3 Aralık 2012 Pazartesi

Öğretmenim, Canım Benim

     Öğretmen, insanı ussal ve bilimsel olan her şeyle donatıp biçimlendiren, erdemli olmayı öğreten varlıktır. Güzelim “ülkü” sözcüğünün anlam kaymasına uğratılmadığı, özel adlarla sözcüklerde kalmadığı günlerde Aziz Nesin, “Özverili olmayı, halkımızın yararına olan inancımıza kendimizi adamayı o coşkulu, o ülkücü öğretmenlerimizden öğrenmiştik” diyordu. O öğretmenler özverili oldukları için özverili olmayı öğretebiliyordu. Onlar için hangi inanç ve kökenden olduğu değil, Türkiye Cumhuriyeti’nin bilgiyle yüklü yurttaşı olmak önce geliyordu.

     Her yaştan her öğretmen yaşadığı yerde, özellikle de köylerde saygıyla karşılanan; sevinçleri, sorunları paylaşan öncüydü. Sık sık öğretmene danışılırdı. Öğretmen oldum bittim her dönemde sıkıntı içindeydi; önce kendisi donanımlı, erdemli olmayı yeğler; bunu yaşama biçimiyle, çevreye saçtığı ışıkla kanıtlardı. Öğretmen güzel konuşan, dinleyen ve dinletendi. Öğretmen, öğretmendi!

     Öğretmen şimdi okulsuz; öğretmen şimdi yersiz yurtsuz; elinde diplomasıyla ne iş olsa yaparım demek zorunda kalan, depremlerde can veren varlık… Öğretmen şimdi yönünü, duruşunu yitirmesi için zorlanan varlık… Ekim 2011 Van depremi, Ceyhun Atuf’un köy öğretmenini anımsatmadı mı?

     Öğretmen okullarımız vardı; köy enstitüleri vardı; var olan bilgisiyle yetinmeyen öğretmenler, çok çalışır, sınavlara girer değişik meslek alanlarına geçebilirdi. Pek çok köy öğretmeninin, tek sınıflı köy okullarından çıkıp profesör olduğunu, gerçek öğretmen kimliğini önemle ve özenle koruduğunu biliyoruz.

     Pek çok politikacı ağzını açtı mı öğretmene övgü düzer; öğretmen başımızın tacıdır. Bu nasıl taçsa, atanamıyor; kendini yenilemek için gazete, kitap, bilgisayar alamıyor; geziye, dinlenceye çıkamıyor; sinemaya bile gidemiyor… Öğretmeni nasıl yetiştiriyoruz; onun donanımlı olması için yolunu açacak olanaklar tanıyor muyuz? Ne olur; hiçbir öğretmen alınganlık göstermesin; çünkü bugün birçok öğretmen gazete bile okumuyorsa (ya da okuyamıyorsa), günlük anlık siyasaların aracı yapılmasına sessizse suçlu, onu yetişmiş gibi gösteren karanlık sistemdir.

     Milliyetçi muhafazakâr siyasaların ürettiği, eğitimi değil “çıkar”ı önemseten sistem, kendini koruyabilmek için önce cumhuriyetin öğretmenlerini eritti. Halk çocuklarını kendi ortamında, o ortamı geliştirme amacıyla kurulan köy enstitülerinin kapatılması; yükseği, orta derecelisiyle tüm öğretmen okullarının yok edilmesi, bu ülkeye yapılan en büyük kötülüktür. Bu kötülüğü “Atatürk’ü sevmek ibadettir!” diyen, Türk Devrimini eğitim sisteminden kazıyarak devrimleri yasayla koruma altına alan Türk İslam sentezcileri yapmıştır; sentezciler, bilgiyle donanan öğretmen değil, “dini bütün muallim ya da muallime” çoğaltma savaşımını, 12 Eylül darbesiyle kazanmış, karşıdevrimin kara-yeşil bayrağı okullarımızın çoğuna asılmıştır. Kadın öğretmenin erkek, erkek öğretmenin kız öğrenciye bir metre yaklaşamayacağını söyleyen ve bu ilkelliğin savunulduğu günlere geldik!

     Sistem bugün ilkin kendi usunu, bedenini koruyan; özgürce düşünüp düşündüğünü korkmadan söyleyebilen öğretmenler yerine, başındaki saçla içindeki düşünceyi saklayan; inanç ve köken ayrımı üstünden çıkar sağlayanların ardına takılan öğretmenler yetiştiriyorsa, bu gidişin yönü bellidir. Bir öğretmen öğrencilere hafta sonu ne yapacaklarını soruyor; sinemaya, tiyatroya gideceğini söyleyen birkaç genci alaycı, aşağılayan bakışlarla dinliyor. Sınıfın çoğu korkup susuyor; o zaman öğretmen, bir daha yaşayamayacakları çok önemli bir etkinlikte konuşacak büyük “âlim”i dinlemelerini, o büyük “âlim”e saygı gereği beden temizliği içinde (yani aptesli) gitmelerini, kızların yanında bir başörtüsü bulundurmasını öneriyor. Başörtüsüyle o etkinliğe giden bir genç kız, bütün okulun, küçük sınıfların bile orada olduğunu görünce küçükdilini yutayazıyor. Ertesi hafta birçok derste bu etkinlik ucundan kıyısından ya da bütünüyle bütün okulda “sosyal etkinlik projesi” olarak çocuk ve gençlere hap gibi yutturuluyor. Benzeri olay ve oluşumların haberi pek çok okuldan geliyor.

     Bugün, “öğretmenim, canım benim” diyebileceğimiz öğretmen, türlü tehlikelerle yüz yüzedir; işine tutkun olan parmakla gösterilecek denli azalmaktadır. Kimi öğretmen geçim derdini, işsiz okulsuz kalmayı omuzlayamama korkusuyla kimi dünya görüşü oturmamış olduğundan, dibini göremediği her suya atlamakta; kimi de karşıdevrim odaklarında çekirdekten yetişmektedir. Acıklı olansa, olup bitenlerin inceliğini bilemeyen ana babaların değil, aydınların aymazlığıdır!

     Bir adımda bir cami, bin adımda bir okul bulunan ülkemizde, her şeye karşın usunu, bedenini ve mesleğinin onurunu koruma savaşımı veren bütün öğretmenleri sevgiyle, saygıyla alkışlıyoruz!
SEVGİ ÖZEL, 2 Kasım 2011 

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder