3 Aralık 2012 Pazartesi

Nasılsınız?

     Bilgisunarda (internette) gezinirken benim sayfalarımı karıştıranları, aylardır “Hoş geldiniz!” diye karşıladım. Yeni bir karşılama yazısı sunmak için, inanın zaman bulamadım. Hep aynı karşılama yazısını bulan kimi dostlarım gibi, bu sayfalar aracığıyla tanıştığım, aktarılan bilgiyle yetinmeyip ileti gönderenlerin iyi dileklerine, uyarılarına içtenlikle teşekkür ederim. Sağlığımı soruyorlar; neden bu sayfalara yeni yazılar aktarmadığımı soruyorlar. Çok haklı hepsi de…
    İyiyim; sağ olun!
    Siz nasılsınız?
    Yanıtları duyar gibi oluyorum. Herkes ne kadar iyi ise…

    Bilmeyenler için söyleyeyim; sabah gidip akşam çıktığım bir işim yok. Ancak birlikte savaşım verdiğim arkadaşlarım gibi, günlerimizi, gecelerimizi dolduran bir işim var. Dil Derneği Yönetim Kurulu Başkanıyım. Okumak, yazmak, olup bitenleri izlemek, derneğin gereksinimlerini karşılamak, etkinliklerini kotarmak için çabalayanlarla birlikte koşmak… İşi şeylere sevinmek, kötüler için üzülmekten yerine düşünmek… Daha ne olsun?

     İşte bu nedenlerle aylardır, sizlere hoş geldiniz dedim de nasılsınız diye soracak zaman bulamadım. İçinde bulunduğumuz dönemde birine ilenecekseniz; “Dilerim, akıldan bilimden başka doğru tanımayan, geçinmek için kapıları tırmalayan kurumlara yönetici ol!” demeniz yeterli.

    Biz, bilerek isteyerek “dil”in derneğini kurduk; bir harf oynatsak… Ne geçim sıkıntısı, ne orun… O bir harf için savaşım veriyor, üretmek için olanaksızı olanaklı kılmaya çabalıyoruz. İşte bu nedenlerle aylardır, nasılsınız diye soramadım. Doğrusu, nasıl olduğunuzu bildiğim için biraz da ağırdan aldım.

    Bu sayfadan nasılsınız diye soramadım belki; ama boş da durmadım. Yeni kitaplarım çıktı; onlarca yazı yazdım; elimde çanta o kent sizin bu ilçe benim… Oturduğum yerde oturup kalmadım.

    Karamsarlığı hiç semtime uğratmadım; karamsar olacak çok neden varken… Gereksiz yere, birilerine hoş görünmek için boşu boşuna iyimserlik taslamayı da karamsarlık gibi öteleyenlerden biriyim. Övünmek değil amacım; aylardır size seslenemeyişin hesabını vermek… Evet, bir yazarın tek okuru bile olsa, onları seslenişini, eleştirisini duyması gerekir. Duyması ve yanıt vermesi gerekir. Benim hesap verme anlayışım budur.

    Bu satırları yazarken televizyonum açıktı; haberler akıyordu beyazcamdan.

    “14 yaşındaki kıza cinsel tacizde bulunan… ABD’de büyük değişim: Obama başkan… Ergenekon duruşması… Ekonomik kriz… Doğalgaz zammı… Başbakan işadamlarını kızdırdı… Kadın ve çocuktan sorumlu bakan sert çıktı… Terörist yine araba yaktı… Mustafa filmiyle ilgili tartışma…”

    Kulağıma gelenler bu kadar değil elbette…

    Penceremden de Dikmen Vadisini görüyorum. Vadinin sonunda inşaat var; çevresinde “vadi manzaralı” gökdelenler… Ne vadi görüntüsü kulağımdan çok gönlümü yaralayan haberlerin ağırlığını hafifletebiliyor, ne müzik… Gökdelenler üstüme üstüme geliyor…

    Haber başlıklarının hepsini kendimizce yorumlayabiliriz; her birine ilişkin düşüncemiz olabilir; olmalı da. Ne ki düşüncelerimizi ortak akla, ortak tepkiye dönüştürme sıkıntısı çektiğimiz de gün gibi açık.

    Gündem saat başı değişiyor; en sıkıntılı ya da en coşkulu bir olay, oluşum, olgu, belli bir süre gündemde kalıyor. Yaşamsal sorunlar çözülmeden, yaşamsal sevinçler paylaşılıp özümsenmeden buhar olup uçuyor. Dudak ucuyla gülümsemeye, gözyaşını göz ucunda tutmaya alıştırıldık. Bence ön kötüsü bu… Bana göre ülke çıkarlarını bireysel çıkara dönüştürenlerle, çocukları pis eylemleri, duyguları için kullananlar arasında “insanlık durumu, insan olma bilinci” açısından bir fark yok… Ha küçük ya da büyük birinin bedenini kullanmışsınız, ha inancını, duygularını, dolayısıyla geleceğini… Eylemin biçimi başka olabilir belki; ama kötülüğün, yanlışın, iğrenç olmanın azı çoğu, rengi olmaz…

     Ben yine de sorayım nasılsınız? Siz duyduklarınızın, gördüklerinizin etkisinden nasıl kurtuluyorsunuz; nasıl rahatlıyorsunuz? Gerçekten nasılsınız?

     Birbirimize nasıl olduğumuzu daha sık sormalı, daha sık konuşmalıyız. Ben böyle düşünüyorum. Arayı açmayacağım, daha sık ses verecek, daha çok ses isteyeceğim. Elbette ses alan veren olursa… İletileriyle gönendiren; öneri eleştiri aktaran herkese teşekkür ederim.
SEVGİ ÖZEL, 6 Kasım 2008

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder