3 Aralık 2012 Pazartesi

Kendi Yurdunda Hırpalanan Türkçe

     Dilin, politikaya bilinçsizce araç yapıldığı başka bir ülke herhalde yoktur. Türkçe, kendi yurdunda acımasızca hırpalanırken geçtiğimiz günlerde yapılan “10. Türkçe Olimpiyatları”yla kimi politikacıların ve ünlülerin ne denli dilsever olduklarını gördük. Çoğu Türkçenin, Türkiye Cumhuriyeti’nin “resmi” dili olduğunu anmadan, Türkçenin cumhuriyetle birlikte özgürleştiğini göz ardı ederek, uzaktaki “hocaefendi”ye övgüde ölçüyü kaçırarak, yabancıkların Türkçesini ağlayarak dinlediler. Keşke birkaç damla da kendi yurdunda hırpalanan ortak dilimiz Türkçe için aksaydı!

     10. Uluslararası Türkçe Olimpiyatları, Four Seasons Otelindeki törenle açıldı; Türk öğrencilerin ve ünlü sanatçıların hiç tanımadığı “Alvarlı Efe Hazretleri”nden alınan “İnsanlık el ele, bayram o bayram olur” savsözüyle stadyumlar doldu taştı. “Dünya çocukları 10 yıldır aynı dili konuşuyor”muş; keşke biz de konuşabilsek… Akademik sanlı Milli Eğitim Bakanı olimpiyatların açılışında, “Hükümet olarak Türkçe'nin yayılması için çok ciddi çabalar sarf ediyoruz” demiş. Türkçenin alanı kendi yurdunda daralırken, “hocaefendi” okullarıyla dünyaya yayılmasına ne diyelim? Yabancı çocukları duyunca üzüntümüz katlandı; bırakın çocuklarımızı, büyüklerin art arda iki tümce kurarken nasıl çuvalladığını bu gösterilerde izledik.
     Türkçeyi (dini) yaygınlaştırma sevdasında olanlar, Atatürk’ün başlattığı Dil Devrimiyle kavgalıdır. Bu devrimin geçmişle bağı kopardığını söyler; Arap abecesiyle Osmanlıcaya özlemi dillendirirler. Özlem bitiyor; çünkü kimi liselerdeki eski yazı ve Osmanlıca dersinin yaygınlaşacağını biliyoruz. Geçmişe özlemle başlatılan, laik eğitimi sonlandıracağı belli olan “4+4+4”lük sistemle miniklere Arapça öğretilecek. Böylece yıllardır süren yabancı dille eğitimin başka boyut kazanacağını, hükümetin on yıldır yabancı dille eğitim konusunda niçin sustuğunu, yani asıl amacı göreceğiz. Adı Türkçe olan suyumuz bile kalmadı; Türkçe olimpiyatlarına bayılanlar, yabancı dille eğitime, yabancı adlandırmaya sessiz kaldı; ama hepsi karma dille ve bulanık anlatımlarla konuşuyor. Eğitim kurumları bile “misyon, vizyon” peşinde; çoğunluk “performans”ına “konsept” uyduruyor; TV’ler, dilin canına okuyor. Ama Türkçe olimpiyatları gösterdi ki herkes sapına kadar dilsever ve Türkçe tutkunu…

     Gelelim TBMM’nin dil sevgisine; olimpiyatların bittiği günlerde Kürtçenin “seçmelik ders” olacağı açıklandı. Nedenini açıklayacak politikacı arayacak gözümüz. Çünkü bugüne dek Türkçenin, cumhuriyeti kuran çoğunluğun dili olduğunu söyleyecek yüreklilikte biri çıkmadı. Türkçeyi doğru öğretemediğimiz gibi, tartışmalarda aydınlarla politikacıların Türkçenin tarihsel akışını bilmediğini de görüyoruz. İslamiyete geçişi X. yüzyılda tamamlayan Türk boylarının yurt değiştirmesi, dillerini de etkilemiştir. Oğuz boyları önce İran’da Büyük Selçuklu İmparatorluğunu kurmuş; sonra Anadolu’ya gelmiş, burada başka etnik gruplar ve değişik dillerle tanışmıştır. Selçuklular kurdukları devlete Rum Selçukileri derken Avrupalılar, gelenlerin Türk olduğunu, Türkçe konuştuğu görüp burayı Turcomania ya da Turchia diye adlandırmıştır. Selçuklular, Farsçayı resmi dil kabul etmiş; cennette Arapça konuşulduğuna inandırılanlar da Arapça öğrenmiştir. Aydınlar, tapınma ve bilim için Arapçayı, sanat için de Farsçayı seçmiş; ama her inanç ve kökenden halk Türkçeyle iletişim kurmuştur. Türkçe bu coğrafyada yüzyıllardır çatı dildir. Ne ki cumhuriyetten önce Arap abecesi ve Osmanlıcayı öğrenemeyen halkın devletle iletişimi sağlıksızdır; yazı ve dil, dinle ilişkilendirilmiş; dini kullananlar halkı yüzyıllarca sömürmüştür. Harf ve Dil Devrimlerine ve bu devrimleri yapan Atatürk’e yönelik öfke, bu ilişkinin koparılmasından kaynaklanır.

     Cumhuriyet Türkiyesi, her yurttaşın devletle ilişkisini Türkçeyle kurmuştur. Türkçenin resmi dil olması, öteki dillerin yadsınması anlamına gelmez; birden çok anadiliyle eğitimse, başka anlamlar içerir. (Politikacı, anadil-anadili ayrımını da bilmiyor.) “Türkçe resmi dil olsun; ama Kürtçeyle eğitim de yapılsın” diyenler gibi, Türkçe Olimpiyatlarında dil aşkını gösteriye dönüştüren ama Türkçe öğretmeyi beceremeyenler de dili siyasallaştırma yarışındadır. Her yurttaş, ortak dille eğitim almak, sağlık ve adalet kurumları başta, her alanda ortak dili kullanmak zorundadır. Devletle ilişki ortak dille kurulamadığında ortak neyimiz kalacak, herkes bunu düşünmelidir. Yayılmacı (emperyalist), cumhuriyetten önce özellikle doğu illerinde dilini yaygınlaştırmak için onlarca okul açmıştı. Bugün Türklerle Kürtleri dil kavgasına tutuşturup kendi dilini dayatıyor. Bizler, bilimsel veriler, ortak dil ve yurttaşlık bilinciyle ortak akıl üretmeliyiz. Çünkü bu coğrafyada petrol bekçisi değiliz; burası bizim ortak yurdumuzdur. Bizi “inşallah”la “okey” arasına sıkıştıran oyunları görecek kadar da akıllı ve yurtseveriz. Kimse bunu unutmasın!
SEVGİ ÖZEL, 1 Kasım 2012 

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder