1 Aralık 2012 Cumartesi

Hoş Geldiniz!


     Hangi düşünceye, kökene, inanca sahip olursanız olun, aynı coğrafyada yaşadığımıza göre paylaşacağımız; birlikte güleceğimiz, birlikte ağlayacağımız, birlikte tepki göstereceğimiz; birlikte gülebilmek, başarının tadını birlikte yudumlayabilmek için yapılacak çok şey var.
     Kendi bilgisunar sayfamı açarken kendimle sınırla olmayacak olay, oluşum ve durumları tartışabileceğimi, paylaşabileceğimi umuyorum. Ne yaparsam yapayım, sözün, konunun sıklıkla “dil”e uzanacağını biliyorum. Bugüne dek hep böyle oldu. Öykücü kimliğimle çıktığım kürsülerden hep dilci kimliğimle indim. Dilsiz öykücü olmaz kuşkusuz, romancı da olmaz, şair de… Öncüllerimiz arasında olduğu gibi, aynı zamanı, koşulları paylaştığımız saygın yazarlar, şairler arasında da usta dil işçilerinin olması en büyük kıvancımızdır. Ne ki biz yazarlar arasında birbirinin ne yaptığını, ne yazdığını izleyenlerin çoğunluğu oluşturmadığı bir süreçten geçiyoruz. Bu açıdan, öncüllerimiz olan bilim, sanat insanlarına hayranlığımızı hâlâ koruyoruz. Çünkü onlar içinde oldukları dönemde, şimdikinden daha iyi olmayan koşullarda kendilerini besleyecek sanatçıları, bilim insanlarını ve ürünlerini olanakları ölçüsünde izliyor, tanıyor, görkemli “arkadaşlıklar, dostluklar” kuruyorlardı. 

     Çok kitap yayımlandığını, çok yazar, şair olduğunu, hepsini izlemenin olanaksızlığını söyleyecek olan da haklıdır. Ancak çoktandır, tek yanlı okumaların, tek yanlı bakış açılarının, “moda” kitaplar dışındakileri gölgelediğini de biliyoruz. Oysa hem içerik, hem dil kullanımı açısından öyle değerli kitaplar yayımlanıyor ki… Hangi coğrafyada yaşadığının bilincinde olan saygın yazarlarımızın, ülke sorunlarına ışık tutabilecek değerli yapıtları, nasıl da güme gidiyor? Çok acı… Çok…

     Aklın ipini koparanların, türlü yolları deneyerek her türlü ipi atlayıp “ünlü” olmakla “değerli” olmayı karıştırdığı bir dönemde, kuşkusuz her alandaki savrulma, yazınımızda da görülüyor. Üstünde yaşadığımız kocaman dünya, türlü dünyaları barındırıyor; “moda dünyası, medya dünyası, reklam dünyası, spor dünyası…” gibi. Her dünyanın da kendince kuralları oluştu; yanı sıra bir de hepsinin “camia”sı var. Tanımı “camia”ya vardırdığınızda her yöne selam çakabiliyorsunuz. Yazık ki “yazın dünyası” da bu savrulmayı şaşırtıcı boyutlarda yaşıyor; “camia” yazarlarını kitap fuarlarında bütün “haşmet”leriyle görebiliyoruz. Tuğla gibi kitaplar, süslü baskılarla gerçek birer 12 Eylülzede olan genç öğretmenler, öğretim üye ve görevlileri, tüm öğrenciler kandırılıyor.
     Eğitim sistemi okumaya değil, okumamaya yönlendiriyor; çünkü tek yanlı okutuyor. “100 temel eser” içine alınan birkaç yazarı saymazsak, geri kalanların çoğu cumhuriyetin tüm değerleriyle hesaplaşması bitmeyenler değil mi? Böyle bir ortamda bilimsel aklı, sanatsal tüm verileri göz önüne alarak yaratıcılığını sergileyen yazar niye yalnız bırakılır? O, zaten yalnızdır; yazarken de yazdıklarının yaygınlaşmasını beklerken de… O zaman yazarlara da yazarın gerçek dostu olan okurlara da düşen, birbirine sahip çıkmak değil mi?
    Bu sayfaya uğrayanlarla her konuda söyleşmek, dertleşmek, ortak sorunlarımıza ortak akıl üretmek istiyorum. Seslenişimin karşılıksız kalmayacağına inanarak… Ses verseniz de yazacağım, vermeseniz de… Amacım tek başıma meydan okumak değil, bunu yapan çok; amacım birlikte meydan okumak…
     Hoş geldiniz!
SEVGİ ÖZEL

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder