3 Aralık 2012 Pazartesi

Dilleri Uzun

SUNUŞ
Sizi bilmem; ben bunaldım. Ülkemiz için, Türkçemiz için, çocuklarımızın geleceği için uğraşıp didinen, kaygılanan herkes bunaldı. Bunaldık... Bir yanda dil otu yemiş gibi vır vır edip de hiçbir şey söylemeyenler, öte yanda olup bitenleri göre göre dut yemiş bülbüle dönenler... Adamsendeciler, vurdumduymazlar... Doğru olmayanı, dayatılan her şeyi "milliyetçilik", yenilik, küresellik, çağdaşlık sanan ya da böyle değerlendiren "saf"lar, salak ayağına yatanlar, salaklaştırılanlar...

Dil kullanımındaki özensizlik hem gülünç, hem acı görüntüler yaratıyor. Yazılıyor okumuyorlar; söyleniyor dinlemiyorlar. Politikacılar, işadamları, işletmeciler, "bir kısım" bilimci ve aydınlar duymuyor; daha doğrusu kimse kimseyi duymak istemiyor. Kimse kimseyi dinlemiyor. Duymadığı, dinlemediği için de kimse kimseyi doğru anlamıyor. Çokları dinliyor, anlıyormuş gibi yaparak beceriksizce oynuyor. Rol kesen kesene... Ciğerini okuduğumuz çöpten çelebiler, ortalıkta cirit atıyor.
* * *

Bu kitapta kırk yılı bulan hem bireysel, hem kurumsal savaşımımı yansıtan eleştirel denemeler okuyacaksınız. Kitap iki bölümden oluştu; ilkinde "Özelce Güzelce Dokundurmalar" var. Bildiğiniz, göre duya tiksinir olduğunuz örnekler verirken, dikkatleri başka bir noktaya çekmek istedim. Sorun, yalnızca tabelalarda ya da yazı ve konuşmalarda yabancı sözcük kullanma sıklığı değil. Toplumun düşünce üretme, düşüncesini söze dökme, bir başka deyişle tümce kurma yetisi zedeleniyor. Yabancı sözcük kullanma sıklığı, bu sözcükleri Türkçenin söylenişine uydurmak, onlara Türkçenin eklerini getirmek, bu sözcüklerin çağrışım alanlarını bilmeden ya da hesap etmeden sözün ya da yazının orasına burasına serpiştirmek, artık gülüp geçebileceğimiz sıradan işler değil. "Haydi şarkını söyle" demekle "Haydi performansını yap" demek aynı şey olabilir mi? Türkçenin mantığına göre "canlı performans" halkla yüzleşmekse, bu gülünç "tamlamayı" kim uydurdu? Bir reklamda, haber bülteninde, köşe yazısında "performanslı" gibi bir sözcüğü yalan yanlış kullanmak nasıl bir duygu? "Bu yılın gözde renkleri sarı ile kırmızı" demekle, "Bu yılın trendi sarı ile mavi" demek aynı şey mi? "Trend, konsept, performans, misyon, vizyon..." benzeri sözcükler tepeden tırnağa herkesin dilinde ve sıklıkla kullananlar, gittikçe yoğunlaşarak yerleşen bir düşünce ve çevre kirlenmesine neden olduklarını anlamıyorlar. Bu nedenle artık sağlıksız dil kullanımıyla doğan olay, oluşum ve durumların değerlendirilmesine dilcilerin dışında, başka bilim alanlarının da ivedilikle el atması gerekiyor. Örneğin ruhbilimcilerin... Topluca ağzımız bozuldu; dil düşüncenin yansıması olduğuna göre, bu çılgınlığın bir adı olmalı... Adı konunca da dillerimize biber mi sürülür, eşek arılarına ziyafet mi verilir, bilemem.

Ulusal kimliğimiz olan dilimize sahip çıkarken "bu milliyetçi, öteki ulusalcı" gibi ayrışmalar yaratmak ve bu tehlikeli gidişe duyarsız kalmak, bilerek ya da bilmeden küçük bir kıvılcımı yangına dönüştürme çabasıdır. Dünya görüşü, inancı, kökeni ne olursa olsun Türkiye Cumhuriyeti yurttaşları ortak bir dille anlaşmak zorundadır. Bu ortak dil, Türkçedir.

Kitabın ikinci bölümünde "Özelce Güzelce Aktarımlar"ı bulacaksınız. İlk bölümde saçma sapan, iğrenç, tehlikeli örneklerle ilginizi çekmek istediğim dil savrukluğunun nedenleri ve yarattığı sonuçlar, bugünümüzü olduğu gibi yarınımızı da karartacaktır. "Özelce Güzelce Aktarımlar"ın kimi, dergi ve gazetelerde yayımlandı; ne ki hiçbirini yayımlandığı biçimiyle almadım. Dergi ve gazetelerde yer, sayfa sıkıntısı söz konusu olduğundan dilimi tutmak zorunda kalıyordum; onları yeni bölümlerle, örneklerle besledim. Kimi hiç yayımlanmadı; yüreğimde taşınıyordu. Beğenirseniz sizin yüreğinize akacak.

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder